Ara

Bir'in Parçası

SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ

Jawaharlal Nehru: ”Kader size dağıtılan kartlar gibidir. Özgür irade ise onları nasıl oynadığınızdır. Bu iki nokta arasındaki karşılıklı etkileşme ise sizin insan olarak ne olduğunuzu tayin eder.”

Her insanda kendi kaderini tayin etme düşüncesi yaratılışından gelen bir genetik mirastır.Kendini güçlü görmek ister insan.Ondan dolayıdır ki tüm kontrolü elinde tutup kaderimi ben belirlerim gibi bir ego ile kendini yenilmez zanneder.Bir bakıma doğru kendi kaderimizi kendimiz belirleriz ama bir noktaya kadar.Seçme özgürlüğü bize verilmiştir.Bu konuda Bakara 186.ayette şöyle deniyor:

” Kullarım sana benden sorarlarsa ben Karîb‘im, gerçekten çok yakınım. Dua edenin çağrısına, bana çağırıp yakardığı anda cevap veririm. Hadi onlar da bana karşılık versinler, bana inansınlar ki doğruyu ve iyiyi bulabilsinler.”Burada geçen  Karîb Allah’ın sıfatlarından olup duaları bilen çok yakın anlamına gelir.Dileyin isteyin vereyim diyor Allah.O yüzden bizi seçimlerimizde özgür bırakmıştır.Peki isteklerimizi nasıl gerçekleştirebiliriz?Konuştuklarımızla hayatımızı yaratıyoruz aslında.Konuştuklarımız etkili olsa da esas duygularımız bu konuda bize yardımcı olur.Duygularımız benzer olayları hayatımıza çeker.Öfkeli olduğumuzda her şeyin ters gittiği anlar olmuştur hayatımızda.Gerçekten de öfkeli  olduğumda her şey daha ters olmaya devam etti hayatımda.Mutlu neşeli pozitif olduğumda da her şey yolunda gitti.Her şey yolunda gitmese de beni etkilemedi o iyi gitmeyen şey.Tüm duygularımız hayatımızda önemli rol oynar.Hiçbir duygumuzu reddetmemek önemli olan.Kendimizde olan her şeyi tam anlamıyla kabule geçmemiz gerekiyor isteklerimizin gerçekleşmesi için.Buna duygular da dahil.Önemli olan o duyguları nasıl ifade ediyoruz.Önemli olan bu.Öfkeli olduğumuzda örneğin o öfkeyi öfkelendiğimiz kişiye göstermeden de ifade edebiliriz.Herkes bize bir ayna.Eğer öfkeleniyorsak o öfkelendiğimiz şey bizde de bir yansımasını bulduğu içindir.Biliyorum bunu kabul etmek biraz zor.Ben de daha tam anlamıyla bunu kabule geçemedim.Ama kabule geçmeye çabalıyorum.İzin vermek burada kilit nokta olarak karşımıza çıkıyor.Olana izin vermek akışta olmak.Tabii bu da yan gelip yatmak anlamına gelmiyor.Bizim üstümüze düşen ve Allah’a bırakmamız gereken kısım var.Biz duygularımızla isteğimizi isteriz gerisini Allah’a bırakırız.İşte bu kısmı ben de tam anlamıyla başaramadım daha.Neyse gelişiyoruz her geçen gün.Önemli olan yaşamayı sevmek.Çünkü Yaşam Cesurları Sever.Sevgiyle kalın.

 

Reklamlar

AKIŞTA OLMAK

Kaynak: AKIŞTA OLMAK

AKIŞTA OLMAK

Uzun bir aradan sonra yazmak biriken onca deneyimin arasından en iyisini seçip yazmaktır.O yüzden hem kolay hem zordur.Bu ara hayatımda ders olarak aldığım deneyim akışa bırakma deneyimi.Yani carpe diem denen meret. Şimdiye kadar hep olacak olana izin vermemişim. Kendimi sevilmeye bırakmamışım.Kendimi sevilmeye bıraktığım anda hayatımda o kadar çok şey değişti ki. Dışarıdan bakıldığında belki de aman aman bir değişim yok. Bir de benim hissetme durumuma sorun bakalım.O kadar huzur ve neşe duygusu hakim ki kalbimin yeniden attığını hissediyorum. Daha çok farkındalık içerisinde yaşıyorum. Gözlemci olarak bakıyorum hayatıma. Kendimi kendi hayatımı gözlemlerken buluyorum sürekli. Hayatıma giren insanları neden hayatıma davet etmişim? Hayatımdan çıkan insanları hayatımdan neden çıkarmışım? Bunların hepsi bir bir farkındalık olarak geri dönüyor insana eğer anda kalırsak. Belli bir süreden sonra kitapları fazla okumamaya başladım. Kitapları okumaktansa yaşamı yaşamın içinde deneyimlemek daha fazla duygu yaşatıyor. Yaşam yaşamın içinde deneyimlerle yaşanıyor. Yeri gelecek hayal kırıklığı yaşayacağız yeri gelecek kalbimiz bir köpeğin o masum bakışlarıyla sıcacık olacak yeri gelecek dostlarımızın varlığı bize huzur ve güven verecek yeri gelecek kahkahalarımızla yıldızlar daha çok parlayacak. Önemli olan tüm duygularımızı kabullenmekte. Tüm duygularımıza izin vermekte. Öfke hissediyorsak sonuna kadar öfkemizi hissetmekte. Kimseye zarar vermeden öfkemizi kusmak bizim için çok faydalı geri dönüşler verir. Ağlamaya izin vermek. Hıçkıra hıçkıra ağlamalıyız. Katarsisten bahsederler hep. Katarsis işte bilinç dışımızda ki birikmiş olan baskıladığımız bu duyguların deşarj olmasıdır. Olana izin vermeliyiz ancak o zaman hayatı şimdide yaşamaya başlarız. Sevgiyle kalın.

ANDA KALMAK

Daha önceden neden yapmamışım dediğimiz şeyler olur ya hayatta.Bu benim için doğa yürüyüşü bu aralar.Hedef koyma onu başarmanın vermiş olduğu his.Orman meyvelerinin tadına bakmak ve onların tadıyla kendini bulmak.Biraz daha kendi öz benliğine yakınlaşmak.Yürüyüş bittiğinde içimi kaplayan o huzur duygusu.İnsan yapısı gereği hedef koymadan mutlu olamaz.O hedefi gerçekleşse de gerçekleşmese de.İnsanı hayatta tutar.Sonuç odaklı olmayı bırakıp süreçten keyif almaya bakmalıyız.Çünkü yaşadığımız hayatta sonuçlar bir iki saniyeden ibarettir.Süreç ise hayatın ta kendisidir.Doğa yürüyüşünde ben bunun farkına vardım.O yürüyüşü tamamladığım andan çok oraya kadar gelirken kendime meydan okuduğum zamanları daha çok hatırlıyorum.Bu sonuç odaklı oluşumuz aslında eğitim sisteminden kaynaklanan bir alışkanlık biraz da.Çünkü ikincilerin hiç önemi olmayan bir sistem.Ancak başkalarının gözünde başarılı olursan başarılı sayıldığın bir sistem.Belki de şu anda nice başarılı ressamlar dünyaca ünlü olabilecek fotoğraf sanatçılarımız oscar alacak oyuncularımız mühendislerin doktorların içinde gizli.Ne için sadece toplumun başarı tanımı için.Böyle sonuç odaklı olunca da hayat kaçıyor elimizden.Doğa yürüyüşünde anda kalmayı çok iyi deneyimledim.Özellikle dağ tırmanışı kısmında.O dağı tırmanmak için önüne bakman gerekiyor.Başka hiç bir yere değil sadece önünde ki engeli aşman gerekiyor.Ego bazen bize öyle hedefler belirliyor ki zamanda yolculuk yapıyoruz ve bundan beş yıl sonrasına gidiyoruz.Yapmamız gereken ise sadece önümüze odaklanmak.Mert Çuhadaroğlu’nun bir yazısında bahsettiği gibi yarını yarın düşünürüz.Sevgiyle kalın.Görüşmek üzere.o_1aq54nvl716ie1dk8153cc63nn17

VAZGEÇMEK

Vazgeçmek eril enerjisi yüksek insanlar için o kadar korkutucu bir kelimedir ki.Çünkü eril enerji hiç bir zaman savaşmaktan kaçmak istemez.Duyguları değil mantığı karar verir.Hayatını hep mantık yönetir.Bir romantik filmde ki ana temaya bakmaz oradaki mantıksızlıklara bakar.Duygularını yaşamaya izin vermez.Kendi içinde dişil enerjinin de olduğunu unutur.Hayatta her şey dengedir.Dengeyi sağlayamadığımız zaman hayatta huzurlu olmayı unuturuz.O huzur aslında hep içimizdedir.Sadece bizim farkındalığımızdan çıkar.Her şey farkında olmakla başlar.Farkında olduğumuz zaman hayat bize tüm fırsatlarını sunar.Zaten bundan önce de tüm fırsatlar gözümüzün önünde durur ama biz farkında olmadığımız için onların farkına varmayız.Bu sabah bu düşünceler kafamda dolaşıyor.Zihnim karma karışıkken tüm bunlar aklıma geldi.Ve şunun farkına vardım.Şu ana kadar tüm isteklerim hep ondan umudumu kestiğim zaman oldu.Tam ben dedim ki tamam artık olmasın böyle de yaşamaya razıyım hop bir baktım ki yaratım hayatımda.Biraz sinir edici bir durum.Çünkü o isteğimizi elde ettiğimizde ona ihtiyacımız kalmıyor ki.Ondan sonra anladım ki hayatta tek amaç var:Sevmek.Kendini doğayı hayvanları tüm canlıları sevmek.Sevgi kalbimizi dönüştürür.Eril ve dişil enerjimizin barışmasını sağlar.Hem bir eril enerji gibi mantıklı oluruz hem bir dişil enerji gibi sezgilerimize kulak veririz.Şu ana kadar hep dişil enerji baskındı bende.Eril enerjimi görmezlikten gelmiştim.Ve içten içe aslında bu dişil enerjimin baskın olmasından hoşlanmıyordum.Şu andan sonra ikisinin de ne kadar değerli olduğunun farkındayım.Dişil enerjimi ve eril enerjimi kabul ediyorum.Bu enerjilerin dengede olması önemli.Biri diğerinden daha az ya da çok önemli değil.İkisine de eşit değerde değer vermemiz gerekiyor.Kısacası istediklerimize sahip olmak istiyorsak istediklerimizden vazgeçmemiz birinci şart demişti Hasan ‘Sonsuz’ Çeliktaş bir konuşmasında.Gerçekten de öyle.Hayatta tüm isteklerimin ve isteklerinizin gerçekleşmesi dileğiyle sevgiyle kalın.

EMPATİ

Empati veya eş duyum,bir başkasının duygularını,içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir.Latincedeki iç,içine,içinde anlamına gelen “em”ön eki ile Grekçedeki duygu,acı,ıstırap,algılama anlamına gelen patheia sözcüğünden türetilmiştir.

Bebekken empati yeteneğimiz yüksekken uygun şartlarda hızla kayıp edilebilen bir yetenektir.Bebekken yüksek olmasının nedeni daha içimizden odağımızı çekmediğimiz içindir.Ne zaman ki içimizden odağımızı çekersek ve dış dünyaya daha fazla odaklanmaya başlarsak empati yeteneğimizin azalması için koşullar oluşmuş olur.Bu yeteneğimizi kayıp etmemek için iç çocuğumuzu öldürmememiz gerekiyor.Kendimizi sevmek empati yeteneğimizin azalmaması için en baş koşuldur.Çünkü kendimizi tanıyıp kendimizi sevmedikten sonra başkalarına karşı aynı sevgiyi göstermemiz zordur.Empatinin temelinde merhamet duygusu vardır ve bu duyguyu kendimize duymuş olduğumuz sevgiyle eşdeğer şekilde başkalarına karşı hissedebiliriz.Zaman zaman kendimizden uzaklaşma ihtiyacı da aslında bu körelen empati yeteneğimizin dağların arkasından görünmeye çalışan güneş gibi dünyamızı aydınlatmak için uğraşmasıdır.Kendimizden uzaklaşmak isteriz çünkü farkında değilizdir kendimizi neyin mutlu ettiğinin neyin bizi çocukluğumuzda ki kestane kokusunda duygulara götüreceğinin.O kadar çok zaman olmuştur ki kendimize yolculuk yapmayalı.Bu dünyanın amacı önce yolumuzu bozmak sonra ise o yolu en güzel şekilde tekrar yapmamızı sağlamaktır.Ara ara gider ruhum uzaklara benimde.Bedenim buradadır ama ruhum uzak diyarlar dadır. Kimi zaman gece çöpleri toplayan belediye işçisinin bedeninde kimi zaman sokaklarda dilencilik yapan çocuğun bedeninde kimi zaman emekli aylığını ay sonuna yetiştirmeye çalışan emekli öğretmenin bedeninde kimi zaman da bir çocuk esirgeme kurumunda ki bir çocuğun bedeninde.Onların düşünceleri hayalleri kaygıları umutları kalplerinin mutluluktan atışı artık bedenim dedir.Ben değil biz vardır artık gerçeklik olarak.

İnsanların anlattıklarında yaşanmışlıkları vardır.Bende her zaman için insanları dinlerken aslında onların hayallerinin umutlarının aşklarının tutkularının onları motive ettiğinin farkında olarak dinlerim.Bilirim ki insanlar aslında bunlarla motive olur. Empati yeteneği burada çok işe yarıyor işte.İnsanları dinlerken hep aslında bu yaşanmışlıkları göz önünde bulundurarak dinlemeliyiz. O zaman sevginin gerçek sesini dinlemiş oluruz kalbimizde.O zaman kendimizden uzaklaşmak için doğru zamandır.Empati yeteneğimizin geliştiği yarınlar için önce kendimize empati duymamız ve merhamet etmemiz gerek.Kendimizi sevmek her şey için olmazsa olmazdır.

BİRLİK BİLİNCİ

Geçenlerde tatilden dönüşte bozuk olan bir yoldan geçmek zorunda kalmıştım.Ve o anda bir şey aklıma geldi.Yol yapılmadan önce bozulması gerekiyor.Yapıldıktan sonra ise çok daha yeni ve çok daha rahat ilerleyebiliyoruz o yolda.Hayatta da bazen içimize giden yollarda bozulmalar meydana gelebilir.O bozulmaları sabır ile aynen yol yapım işini yapan emekçiler gibi emek vererek düzeltmek bizim elimizde.Nasıl mı düzeltebiliriz?Sadece unutmuş olduğumuz çok basit ve bir o kadar önemli şeyin farkına vararak.Birlik bilincinin.Diğer insanlardan ayrı olduğumuz illüzyonunu aşarak ve bu dünyaya kendimiz olarak en büyük hediyeyi vererek.Kendini tanımak en önemli derstir.Bir bütün olduğumuzu hatırlarsak bu dünya daha yaşanılır bir yer olacak. Kuantum teorisinde ki “Dünyanın bir ucunda bir kelebek kanatlarını çırpsa,dünyanın öte ucunda fırtına kopar.”teorisinde de çok güzel bir şekilde birbirimize bağlı olduğu aktarılır.İnsan ben olmaktan biz olmaya geçme aşamasında.

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑